AvEG-Kon Logo
 

 

Yangınlar hala sürüyor, yangında ölenlerde

 

Son günlerde Almanya'nın birden çok eyaletinde göçmelerin evinde yangın çıkıyor. Evleri yanıyor/yakılıyor göçmenlerin. Çıkan bu yangınlarda göçmen emekçiler çığlıklar arasında yanarak can veriyor. En son Ludwigshafen'de çıkan/çıkartılan yangında iki aileden 9 insan yanarak kül oldu. Bunların çoğu çocuk. Üst kattan yangının ortasında pencereden dışarıya can havliyle, bin bir umutla annesinin attığı Onur Bebek, hafızalardan hiç silinmeyecek, akıllardan çıkmayacak.

Peşi sıra çıkan/çıkartılan yangınlar birçok soruyu gündeme getiriyor. Bu yangınlar bir rastlantı mı? Bu yangınları birileri bilerek ve örgütlü mü çıkartıyor? Irkçı bir saldırı mı içeriyor? Yangınlarda bu denli can kaybının olması, insanların tam bir facia yaşaması, yanarak can vermesinde bir görev ihmali var mı? Neden İtfaiye zamanında gelmiyor? Yangını söndürmeye gelen itfaiye ekibi neden gerekli araç ve gereçle gelmiyor ve yangının zamanında söndürülmesi gerçekleştirilmiyor?

Eyalet Başbakanı yangının olduğu yere gelmesinin ardından, gerekli araştırma ve inceleme yapmadan neden, olayın bir örgütlü kundaklama, bilerek yakılma ihtimali yok diyerek, gerekli incelemenin önünü kesiyor? Bu ne kadar sorumlu bir yaklaşım, sorumlu bir davranış? Başbakan böye açıklama yaparken, örneğin, ilgili emniyet yetkilileri “her türlü olasılık olabilir” diyor. Solingen, Mölln, Rostock örnekleri yaşanmış bir ülkede bu yangınlara rastlantı demek kolay mı?

Bu sorular aydınlatılmalı. Çok yönlü araştırma, inceleme yapılarak hiç bir soru karanlıkta bırakılmamalı. AGİF gibi demokratik göçmen kurumları bu işi yakından takip etmelidir. Olaya sahip çıkmalıdır. Yangınların peşi sıra olması, tümünün de göçmenlerin evinde çıkması çokça düşündürücü. Daha Solingen, Mölln, Rostock yangınlarını yaşayan, onlarca göçmenin yakılarak can verdiği olaylar unutulmadı, unutulmamalı. Peşi sıra gelen yangınlar, önceki yangınların işareti olarak düşünülmeli. Hafife alınmamalı. Maraş'ta, Sivas'ta, Gazi'de insanları yakarak öldürenlerle, Solingen, Mölln ve Rostock'ta evleri ateşe verilerek öldürenler aynı zihniyet, aynı güçlerdir. İnsanlığın yüzkarası bu güçler her yerde aynıdır. Ülke adlarının Türkiye, Almanya, İsviçre, İngiltere olması değişmiyor. İnsanlığın ortak düşmanı ırkçılığa, faşizme ve her türden gericiliğe karşı mücadele de bir ve ortaktır.

Son yıllarda artan ırkçı, faşist politika ve saldırılar, 2008'in başından beridir had safhaya çıktı Avrupa'da. Özellikle'de Almanya'da. Bir hafta içinde üç ayrı eyalette göçmenlerin evinde yangın çıktı. Onun üzerinde göçmen yanarak can verdi. Çekoslovakya, Ukrayna ve Almanya'da Neo Nazilerin saldırısı sonucu 3 göçmen öldürüldü. “Ali beni taciz etme!”, göçmenlerin sınırdışı edilmesine yönelik açıklanan onbinleri bulan rakamlar, bunun için cezaevlerinde tutuklu olarak bekletilenler, huzur bozucu olarak fotoğraflarıyla hedef gösterilen afişler, “karakoyun” tiplemeleri, Avrupa'nın istenmeyenleri olarak ilan edilmeleri, seçimlerde bunu bir kampanyaya dönüştüren ırkçı, faşist, gerici partiler, sorumsuz sorumlu politikacılar, bu ülkede başbakan yapmış siyasiler, bu saldırganlıklardan, öldürülen, yakılan göçmenlerden sorumludurlar. Çünkü onların güttüğü politikalar, gündemleştirdikleri ırkçı, ayırımcı, faşist uygulamalar bu saldırılara zemin hazırlıyor, saldırgan güçleri cesaretlendiriyor. Irkçılığın, ayrımcılığın ve doğrultudaki saldırıları örgütleyenlerin güçlenmesine hizmet ediyor. Dillerinden, ellerinden, kalemlerinden ateş çıkıyor, kan damlıyor.

İşte tamda bu süreçte birbiri ardına yangınların olması, insanların yanarak can vermesi, daha çok düşündürücü olmalı. Bir rastlantı olasılığını zayıflatan unsurlar olarak görülmeli.

Yangınların işaret ettiği faciaya bakarak, demokrasi adına, demokratik hak adına, kirli ve kara tarihlerini aklamak, unuturmak isteyen ırkçı, faşist gösterilere sokaklarda kol kanat gererek, alanlara çıkmasına izin verenlere “şimdi sıra kimde, hangi evde?” diye sormalı. Şimdi “gözün aydın Koch, hedef gösterdiğin göçmenler çıkan/çıkartılan yangınlarda can veriyor” demek gerekiyor. CDU/CSU'ya “gözünüz aydın, afişe ettiğiniz göçmenlerin ölmüş bedenleri, yanmış külleri gidiyor memleketlerine” demek gerekiyor. Yangınların ortasında yükselen acıların sesini suratlarına çarpmalı şimdi. Ölenlerin uğurlanma törenini büyük bir antifaşist gösteriye dönüştürmenin, eşit sosyal ve siyasal haklar için mücadelenin kaldıracı yapmanın koşul ve olanakları araştırılmalı. tüm uluslardan işçi ve emekçilerin, ezilen göçmenlerin birliği, halkların kardeşliği bilincini geliştirerek acıları paylaşmanın zamanı şimdi.

Yangınların işaret ettiği, “geliyorum” diyen facia karşısında nutku tutulmuş bir şekilde ekranların karşısında oturmaktan, olup bitenleri izlemekten, kendi kendimize acınıp dövünmekten kurtulma zamanı. Yangınların işaret ettiği asıl facia, geliyorum, geldim diyen gerçek facia sessizlik. İnsanların sesini yitirmesi. Unutulmamalı, sesi güçlü kılan örgütlülüktür. Irkçılığa, ayrımcılığa, faşizme karşı bir ses, sesleri çoğaltacak olan örgütlü bir ses olma zamanı.

Yangında ölenlerin acısını paylaşıyor, yaralılara geçmiş olsun diyoruz.

Bu yazı 09 Şubat 2008 tarihli Atılım Gazetesinin Avrupa Eki'nden alınmıştır.

Avrupa Ezilen Göçmenler Konfederasyonu (AvEG-Kon) Resmi Web Sitesi

E mail: info@aveg.org