AvEG-Kon Logo
 

 

46 yıl sonra bir adım ve artan sorumluluk

 

Avrupa'ya göçmenlerin gelişinin üzerinden 46 yıl geçti. 46 yıl sonra Avrupa'da yaşayan göçmenler için “Türkiye'deki seçimlerde gümrük kapılarında oy kullanma” zorunluluğu yeni bir düzenleme ile son buldu. Artık göçmenler, Türkiye'deki genel seçimler için yaşadıkları ülkelerde, Türk konsoloslukları tarafından bulundukları şehirlerde kurulacak seçim sandıklarında oylarını kullanabilecekler.

Bu elbette gecikmiş bir adım, geciken bir düzenleme. Ancak, bilinmesi gerekir ki, bu adım AKP hükümetinin bir iyi niyeti değil, yıllardır göçmenlerin, gümrük kapılarında oy vermeye mahkum edilmelerine tepkilerinin de bir sonucu olarak, bu düzenlemeye gidildi. Vatandaşı olduğu ülkedeki siyasal sürece daha etkin müdahale bakımından, seçme hakkını kullanmak için gümrük kapısı çilesinin bitmesi açısından önemli. Bugüne kadar egemen sınıflar ve gelip geçen hükümetler bu düzenlemeyi yapmadılar. Göçmen işçi ve emekçiye verdikleri değer, onlar için taşıdığı önem bakımından önemli bir veri bu. Düne kadar göçmen işçi ve emekçiler tüm burjuva partiler ve hükümetler için “döviz kulu” idi. Yaşadıkları ülkelerde olduğu gibi, vatandaşı oldukları ülkede de egemen güçler tarafından eşit sosyal ve siyasal haklardan, seçme ve seçilme hakkından yoksun bırakıldı. İkinci sınıf vatandaş uygulamasına tabi tutuldu göçmenler.

Neden daha önce değilde bugün? Dün devlet ve bugüne kadar işbaşına gelen iktidarlar, tüm burjuva siyasal partiler açısından, göçmen işçi ve emekçiler iç ve dış politikanın pek konusu, malzemesi yapılmıyordu. Bugün bunu önemsiyorlar. Dış siyasette toplumsal baskı unsuru olarak kullanmak, lobi çalışmalarını örgütlemek, devletlerle ikili ilişkilerinde kendi çıkarları için bir basınç oluşturmak bakımından değerlendirmek gerektiğinin farkına vardılar. Aynı zamanda, göçmenler Avrupa'da önemli bir oy potansiyeli taşıyor. Bunu son yılların seçimlerinde daha çok gördüler. Göçmen işçi ve emekçilerin taşıdığı önemli olanakları ve oy potansiyelini kendi gerici siyasal amaçları için kullanmak, gerici çıkarlarının aleti kılmak için bu düzenlemeyi gündem yaptılar. Özellikle AKP, dünkü süreçte de göçmenleri kendi dinsel gerici amaçları için kullanmak bakımından etkin bir çalışma yürütüyordu göçmenler arasında. Cami, dernek ve vakıf gibi örgütlenmelerle önemli kurumlaşmaları dinci, gerici, faşist güçler oluşturmuşlardı. AKP hükümeti yurtdışında göçmenler içinde etkisini arttırmak, bunu güce dönüştürmek için bugün bu düzenlemeye girişti aynı zamanda.

Bu düzenleme ileriye yönelik olarak önemli olsa da, göçmen işçi ve emekçilerin vatandaşı oldukları ülkedeki siyasal sürece müdahil olarak katılmaları bakımından, yinede bir çok eksiklik ve yanlışlarda taşıdığı bilinmeli. En başta, seçimlerde oy vermek için yaşadığı ülkede kurulan sandıklara gitsede, seçim propagandası yapma hakkı yok. Yerel seçimlerde hala oy kullanamıyor. Daha da ötesi sadece seçime katılan siyasal partilere oy verebiliyor. Böylece, seçme hakkına sınır getiriliyor. Özgürce seçme hakkını kullanamıyor göçmen. Örneğin bağımsız adaylara oy veremiyor. Onları seçme hakkı yok. Bu göçmenlerin seçme hakkına getirilen gerici bir sınır aynı zamanda.

Yeni düzenleme ile birlikte Avrupa'da göçmenlere temsil hakkının verilmesi, doğrudan şu kadar göçmene bu kadar milletvekilliği tanınmalıdır türü temsil hakkı tartışılıyor. Siyasal partilerin göçmenler kotası uygulaması getirmeleri yine dile getirilen görüşler. Bunlar elbette tartışmaya açık. Tartışılmalıdır da. Ancak önce göçmenlerin seçme hakkına getirilen sınırların ortadan kaldırılması, siyasal eşitler olarak oy hakkını kullanabilmesini sağlayıcı bir çalışmayı, mücadeleyi vermek gerekir.

Bu düzenlemeyle birlikte oluşan yeni durum, ezilen göçmenlerin sosyalistlerine, demokratik kurumlarına da yeni görevler ve sorumluluklar yüklemektedir. Sadece tutum belirleyen, tavır açıklayan değil, siyasal sürece müdahale ve müdahil olma bakımından görevler üstlenilmesini, buna uygun bir siyasal pratik kitle çalışmasının örgütlenip, yürütülmesini dünden daha önemli kılıyor. Ezilen göçmen işçi ve emekçiler, vatandaşı oldukları ülkedeki siyasal gelişmelere daha ilgili olacakları gibi, seçim döneminde kendi siyasal ve sınıfsal çıkarları doğrultusunda seçme hakkını kullanmalarının fırsatını yakalamış oluyorlar. Seçimler gibi dönemlerde, sürecin izleyeni değil, doğrudan öznesi olma koşullarına sahip oluyorlar. Seçim çalışması, ezilen göçmenlerin, vatandaşı oldukları ülkedeki gelişmelere bu denli yakın olması ve seçme hakkını daha iyi koşullarda kullanabilmesi, yaşadıkları ülkelerde de eşit sosyal ve siyasal haklar, seçme ve seçilme hakkı için mücadeleyi yükseltme, bu istemli mücadeleye daha ilgili olma yanını da geliştirecektir. Marksist Leninist Komünistler, daha şimdiden, yakın süreçte bir seçim konferansı yapmanın ve politikasını belirlemenin avantajı ile bu konuda kendi görev ve sorumluluğuyla hareket etmelidirler. Gerekli öngörüye sahip olarak, gerekli hazırlıklarını buna göre beklemeden yapmalıdırlar.

Bu yazı 29 Mart 2008 tarihli Atılım Gazetesinin Avrupa Eki'nden alınmıştır.

Avrupa Ezilen Göçmenler Konfederasyonu (AvEG-Kon) Resmi Web Sitesi

E mail: info@aveg.org