AvEG-Kon Logo
 

 

Yeni bir sürecin görevleri

 

Yaz sürecini geride bırakıyoruz. Tatile gidenlerimiz dönüyor evlerine, alanlarına. Bir yıllık süreçte “izin”, “tatil” dönemi, bir dönüm noktasıdır. Çalışanlar ve öğrenciler için bu dönem önemlidir. Bu dönemin sonu, yeni bir sürecin başlangıcı, bir çalışma yılının başlamasıdır. İşçiler işlerine, gençler okullarına dönerler. İş başı, ders başı yapılır. Bu gerçek, kurumlarımıza da yansımakta, onların yaşamını da doğrudan etkilemektedir. Kısacası “Gezinti mevsimi”nden, dinlenmiş, güç biriktirmiş, enerji toplamış olarak yeni bir mevsime, yeni bir sürece evrileceği günlerdeyiz. Yaşanmış bir süreçten söz ediyoruz. Bu süreçten, geride bırakacaklarımız olduğu kadar, geleceğe taşıyacağımız, yeni sürece katacaklarımızın daha çok olduğunu bilerek, bilince çıkartarak, kolektif bilinç, akıl ve yürekle, yeni bir hamle için gerekli yol hazırlıklarını yaparak yürümek gerektiğinin farkında olmak önemli.

Bu farkındalıkla AvEG-Kon ve bünyesinde örgütlü kurumlar olarak yeni bir sürece adım atarken, yeni bir hamle yapmak isterken, bir çok şey için, beklemede olmadan, seyirciliğe kapılmadan, tüm sinir uçlarımızın tetikte olan duyarlılığıyla, izleyen değil, “izlenen” olunduğu gerçeğiyle işlerimize, görevlerimize asılarak “zaman, işte o zaman” diyen olmalıyız. Edimlerimizin yeni bir hamleyi tanımlamasını ve tanımlanmasını isteyen bir irade olarak, yeninin kendimizde, yeni bir hamlenin kendimizle başlaması gerektiği zamanlardayız. Burada zamana hakim olmak, zamanı iyi değerlendirmek, zamanı örgütlü kılmak ustalığını göstermeliyiz. Zamanı iyi değerlendirmediğimizde geçip gider. Zaman, tıpkı avucumuzda tuttuğumuz kuşun, avuçlarımızı açmamızla uçup gitmesi gibi uçar gider. Zamanı “firari” kılan hep kendimiz olduğunu bir an için bile unutmamalıyız.

Çok yönlü pratiğin yoğun olarak yaşanacağı bir sürece giriyoruz. Devrimci pratiğin tarihsel ve siyasal olarak omuzlarımıza yüklediği görevlerin, kolektif sorumlulukların bu süreçte yeni bir hamle için bizleri ve kurumlarımızı test edeceği bilinmelidir. Çalışmalarda yeni olanı büyütmek, çoğaltmak temel olmalı. Kolektivizmi, paylaşımı, planı, proğramı, iş bölümünü, şevki, uyumu, kararların arkasında durma ve uygulama gücünü, ısrarı, heyecanı, aklımızı, yüreğimizi katmayı, sürekliliği devrimci çalışmanın başarısı için temel vurgu olarak almalıyız.

Gündemimizde Neler Var?

Önümüzde 1 Eylül, ASF, “Anti İslam Konferans”, Afganistan işgalinin yıl dönümü, Karawane Turu, kağıtsızlar eylemi, 3-4-5 Ekim Uluslararası Kadın Buluşması, Uyuşturucu ve Madde Bağımlılığına; Yozlaşmaya Karşı Mücadele, “Anti-Terör yasalarına karşı kampanya”, 25 Kasım, Uluslararası Kadına Şiddete Karşı Mücadele Günü, kurumların kuvvet kaynağına dönüştüreceğimiz “üyelik kampanyası” gibi çalışmalar sürecin belli başlı gündemi. Bunun dışında ise Avrupa işçi sınıfının her geçen gün ivmesi yükselme eğilimi gösteren değişik sektörlerdeki grev ve direnişleri, burjuva medyanın kara propagandasıyla ifadelendirdiği Avrupa sokaklarında artık daha fazla görülen ve dolşan “grev virüsü”, okulların açılmasıyla yeniden gençliğin gündemine oturan eğitimin özelleştirilmesi ve harçlar sorununa karşı boykot ve direnişleri gündemi sıcak tutacak olası gelişmelerdir.

1 Eylül: Savaşın Kaynağı Kapitalizm, Barışın Güvencesi Sosyalizmdir

Bunları bütünlüklü bir çalışmanın yeni hamleleri olarak düşünmek gerekir. Dünyamızın bir çok ülkesinde süren emperyalist işgal ve  saldırganlığa karşı 1 Eylül Dünya Barış Günü eylem ve etkinlikleri bu dönem daha bir önem kazanıyor. Emperyalistlerin halkları kıyıma, kendi iradelerine rağmen işgale uğrattıkları Ortadoğu cephesine, birde uzun süredir kışkırttıkları, kendi hegemonik çıkarları gereği didişdikleri Kafkasya cephesini eklediler. Balkanlardan başlayıp Ortadoğu ile süren ve Kafkasya'yı da kapsayan bir alanda bugün emperyalist çıkarların gerektirdiği yeni düzenlemelere gidilerek, haritalar yeniden çizilmeye çalışılıyor. Bunun en ağır faturasının da emekçi halklara ödettirilmek istendiği bir süreçte 1 Eylül Dünya Barış Günü daha önemli bir yerde duruyor.

1 Eylül Dünya Barış Günü, aynı zamanda barış kavramının içini boşaltan gerici yanılsamalara, barış konusundaki ideolojik, siyasal kafa karışıklığına karşı mücadele ile birlikte ele alınmalı. İşçi sınıfının ve emekçi yığınların barış sorununda yaklaşımları, anlayışları ne olduğu temelinde ele almalı, hazırlığımıza ve pratiğimize bu görüş açısı yön vermelidir. Barışın güvencesinin sosyalizm olduğu bilinci, 1 Eylül çalışmasını örgütlemelidir. Bu kafa ve yön açıklığıyla, emekle sermaye güçlerinin uzlaşmasıyla, sınıf işbirliğiyle değil, mücadelesiyle dünyamıza barışın geleceğini gösteren bir pratiğe sahip olmalıyız. 1 Eylül, emperyalist savaş ve işgallerle hep örs kılınmak istenenlerin çekiç olma bilinç ve eylemi kılınmalı.

Derneğine Üye Ol, Üyeliğine Sahip Çık; Sen Yoksan Bir Eksiğiz

Bu sürecin özgün çalışmalarından birini de demokratik kurumların gündemleştiği “üyelik kampanyası” oluşturuyor. Emperyalist kapitalist barbarlığın yaşamın her alanında, özellikle kazanılmış sosyal ve siyasal haklara yönelik saldırganlığı sürüyor. Irkçılık, ayrımcılık, militarizm ve iç gericilik geliştiriliyor. Bunun karşısına örgütlü ve örgütlenmiş bir güç ve irade olarak çıkmak gerekiyor. Kitlelerin demokratik alanlarda bile örgütlülük düzeyleri geri. Özellikle göçmenler bu alanda en zayıf halka. Bu da sınıf düşmanlarını saldırılarında daha güçlü kılıyor. Üyelik kampanyası bu anlamda duruma müdahale olarak yerinde bir çalışma.

Öte yandan kurumlarda ve çalışmalarında darlaşmanın, sığlaşmanın, yeni güçlerle ilişkilenmede, kendi hedef kitlesiyle buluşmada yaşanan sorun ve sıkıntılara karşı bir “içsel” mücadelenin, yenilenmenin, çalışmalarda yeni bir düzeyi yakalamanın, var olanla yetinmemenin eylemi olarak “üyelik kampnayası”, “Sen yoksan bir eksiğiz!” bilincini geliştirmesi bakımından da önemli ve anlamlı.

Bu anlamlı ve önemli çalışmanın planlanması, somut hedeflerin belirlenmesi, belirlenen hedefe uygun bir çalışmanın örgütlenmesi iyi yapılmalı. Her kurum bu çalışmayla ne kadar zamanda kaç üye yapacak, oluşturulan çalışma gruplarının her birinin bu zaman diliminde hedefi kaç olacak, ne kadar insana gidecek, bunlar saptanmalı. Bir başka cepheden Kadın Komisyonu doğrudan kadınlara yönelik, Gençlik Komisyonu gençlere yönelik aynı plan ve hedefle kendi kuvvetleriyle bu çalışmanın yürütücüsü olmalı. Kurumlarımızda kadın ve gençlik üye sayısı oldukça düşük. Bu durum bizi harekete geçiren olmalı. Çünkü temel güç kaynaklarımız bu iki kesimdir. Buraya gerçek anlamda hücum etmeliyiz.

“Sen yoksan bir eksiğiz” diyorsak, bu eksik olan kim? Kimin bir eksikliğini duyuyoruz? Çalışmamız bu soruların çengeline asılı kalmamalı. “kendimizle sınırlı” bir çalışma değil, “bildiklerle” yetinen hiç değil, gidilebilecek her yere gidilerek, disipline edilmiş, denetlenebilir sonuçlar elde eden bir çalışma örgütlenmeli. Her bir anı ve her bir olanağı, sosyal, kültürel, siyasal her bir eylem ve etkinliği bu çalışmanın hizmetine sunacak tarzda bir örgütlenme, enerjik bir pratik çalışmaya önderlik etmeli.

Kısa süreli bir çalışma değil, başlı başına bir süreci kapsayan, her anı ve olanağı değerlendiren tarzda örgütlendiğinde, iyi bir hazırlıkla planlama, iyi bir iş bölümü yapıldığında kitle örgütlerini güçlendiren bir çalışma olacaktır. Bu tümüyle emek yoğunluklu, inanma ve inandırma, ikna olma ve ikna etme çalışmasıdır. Emeğin örgütlenmesi de denecek bir çalışma. Kitle örgütlerinin üye bileşimi olması gerekenin çok altında bir düzeyi oluşturuyor. Örgütsüzlüğümüz güçsüzlüğümüzdür yada tersinden güçlülüğümüz örgütlülüğümüzdedir. Örgütlülük düzeyini yükseltmeyi hedefleyen bu çalışma ile kitlelere gitmede tutuk yanların aşılması, ayak bağlarındaki ön yargı zincirlerinin kırılması bakımından da yeni bir hamleyi içeriyor. 

Avrupa Sosyal Forumu: Enternasyonal Kitle Hareketinin Buluşması

Avrupa Sosyal Forumu (ASF) hazırlıklarımız bu yıl geçen yılların gerisine düştü. Yakın takip etme, dikkatlerimizi bu çalışmanın üzerinde toplama noktasında geriye düştük. Genel yaklaşımlarımızın ve bu uluslararası alan çalışması bakımından önemsememizin aksine bir davranış olarak kendini varetti. Böyle bir hataya düşmenin gerekçesini aramak boşuna. Bunun gerekçesi olamaz. Çokça yazılıp çizilmesine, gündemlere alınmasına karşın somut bir şeyin oluşturulmaması, somutlanmaması ciddi bir eksiklik. Yönetim ve önderlik hatası. Ancak, yinede 18-21 Eylül tarihlerinde İsveç'in Mallmö kentinde yapılacak bu platforma katılmalı, bu uluslararası buluşma alanında yer almalıyız. Her bir kurumumuz burada olmayı önemsemeli. Burada kurumumuzu tanıtan materyallerimzile olacağız. Irkçılık, ayrımcılık, göç ve göçmenler sorunu, baskı yasaları konularında var olan atölyelerde yer almayı, seminer ve panellere katılarak kendimizi ifade etmeye çalışmalıyız. Uluslararası kurumlarla ilişkilenmeli, ortak çalışma, birleşik mücadele perspektifiyle bu alanı değerlendirmeliyiz.

Irkçı Anti-İslam Konferansı: Utanca Ortak Olma, Faşizme Geçit Verme

19-20 Eylül tarihleri arasında Almanya'nın Köln kentinde dünyanın ileri gelen ırkçı, faşist parti ve örgütlerin temsilcilerinin katılacağı “Anti İslam Konferansı” örgütleniyor. Fransa’dan ırkçı-faşist Front National Partisi (FNP) başkanı ünlü ırkçı Le Pen, Avusturya’dan FPÖ, Belçika’dan Vlaams Belang, İtalya’dan Lega Nord, ABD’den Robert Tatf grubu, İngiltere’den National Party (NP), İspanya ve Macaristan’dan ırkçı-faşist grup temsilcileri katılıyor. Bu konferans, gerek içlerinde Alman Ulusal Partisi-NPD, Cumhuriyetçiler ve Halk ve Vatan için Alman Ligi gibi eski Nazi artıklarının yer aldığı Pro Köln İnisiyatifi gibi bir grubun organizesi, gerek içeriği, gerekse katılacak güçlerin bileşimi, niteliği açısından bakıldığında tam bir uluslararası ırkçı,faşist bir konferanstır. Tüm islami kesimleri hedefine koyan, bunun üzerinden ırkçılığı, ayrımcılığı, faşist propagandayı örgütleyen, kışkırtan bir konferans.

Konferansın amacı ve gündemi ırkçı, faşist parti ve örgütlerin örgütlenme ve propaganda çalışmalarını birleştirmek, eylemlerini koordine etmektir. Hedeflerinde ise işçi ve emekçileri dillerinden, renklerinden ve inançlarından ötürü kamplaştırmak, birbirine düşman etmek, kin ve nefret duygularını geliştirmek, “elit kültür, üstün ırk, medeniyetler çatışması” gibi ırkçı safsatalarla sınıf birliği ve mücadelesini zayıflatmaktır. Yerlisi göçmeniyle işçi sınıfı ve emekçilerin ortak sorunları temelinde birleşik mücadelesini bölmektir.

Gündemleri, amaç ve hedefleri, düzenleyen ve çağrıyı yapan güçler cephesinden bakıldığında, Almanya'nın Köln kentinin buna ev sahipliği yapması önemlidir. Özelde Almanya'da, genel olarak Avrupa'da ırkçılığın, ayrımcılığın, faşist saldırıların arttığı bir dönemde bu konferansın örgütlenmesi ve buna Almanya'nın izin vermesi, bir anlamda ev sahipliği yapması Alman ve Avrupalı faşist tekellerin çıkarlarını gözetmesidir.

Faşizmin acılarından çok çekmiş bir halk olan Alman halkı bu utanca ortak olmamalı. Sadece Alman halkı değil, Almanya'da yaşayan tüm işçi ve emekçiler, insanlık düşmanı faşizme geçit vermemeli, ırkçı, faşist konferansı engellemek için birleşik bir ses ve güç olmalıdır. Almanya'da AGİF ve konferansın yapıldığı bölgede örgütlü bulunan kurumlarımız, içinde yer aldıkları antifaşist platformun işlevli olması, daha geniş bir bileşimi harekete geçirmesi için aktif olmalıdır. ASF'ye gitmeyen güçler, burada olmayı önemsemelidir. Faşizme karşı mücadele ve bu mücadelenin görevleri tamda burada somuttur.

Bu sorun Almanya'nın sorunu olarakta görülemez tek başına. Sorun geneldir, tüm Avrupa'yı ilgilendiriyor. Avrupa'nın değişik ülkelerinde antifaşist güçlerle birlikte Irkçı, faşist konferansı protesto eylem ve etkinlikleri, kınama mesajları, protesto faks ve mailleri örgütlenmesi yerinde olur. Faşizme ve ırkçılığa karşı birleşik mücadele ve ortak çalışma açısından da iyi bir zemindir. Bunu değerlendirmesini bilmek gerekir.

Konferansın Avrupa Sosyal Forumu'nun yapıldığı tarihlere denk getirilmesi de, bir rastlantı olmasa gerek. Irkçılık, ayrımcılık karşıtı Antifaşist ilerici, devrimci güçlerin ASF'de olduğu bir zamanın seçilmesi tesadüf olamaz. Kendi ırkçı, faşist atını daha rahat koşturacağı bir zamanı seçmişlerdir. Ancak, antifaşist mücadele onların yanıldığını göstermesini bilecektir.

İltica Hakkı İnsan Hakkıdır, Sınırdışılara Karşı Birleşik Mücadele

Politik iltica yasalarındaki değişikliklerle iltica haklarının sınırlandırılması, sınırdışıların yaygınlaştırılması, kağıtsızlar sorunu, yeni göç ve göçmenler yasaları ezilen göçmenlerin demokratik örgütü olarak ilgimizin odağında durması gereken sorunlardandır. Göç ve göçmenliğe kaynaklık eden nedenler ortadan kalkmadığı sürece bu sorunlar kendini şu yada bu biçimde var edecektir. Bu sorunlar sadece kendi sorunlarımız olarakta görülmemelidir. Bu sorunlar aynı zamanda yerli sınıf kardeşlerimizinde sorunlarıdır. Ortak sorunlarımız eksenli düşünülmelidir. Buradan olarak hemen her yıl düzenlenen Karawane Tur önemsenmelidir. Karawane'nin çalışmaları önemsenmesi yanında güçlendirilmesi de gerekir. Karawane Tur bu yılda Ekim ayı içinde düzenleniyor. Bir çok iş ve çalışma benzer tarihler içinde olacak. Bir çok işi bir arada yapmasını, yürütmesini öğreneceğiz. Güçlerin tasnifini buna göre yapmalıyız.

Uluslararası Kadın Buluşması: Adımlara Güç Verelim

3-4-5 Ekim tarihleri arasında Almanya'da Düsseldorf kentinde “Uluslararası Kadın Buluşması” var. Dünyanın bir çok ülkesinden kadınların buluştuğu önemli bir etkinlik. Uluslararası kadın örgütleriyle ilişki, birlikte çalışma, kendi özel kadın çalışmamızı tanıtma, kendimizi ifade etme bakımından önemli bir platform. Gerek AvEG-Kon Kadın Komisyonu, gerekse AGİF Kadın Komisyonu kendi içinde bir hazırlık ve planla önemli bir kadın kuvvetlerimizin katılmasını öngören tartışmaları yürütüyor, belirlemeleri yapıyorlar. Gerekli materyaller geciktirilmeden çıkartılmalı. Geçmiş yıllardan deneyimlerimizde var. Özel kadın çalışmasının öznesi olan kadınlarımız bu uluslararası buluşmaya katılmayı istemelidir. Adımlara güç vermek gerekir.

25 Kasım, Ailenin, Sermayenin, Devletin ve Erkeğin Şiddetine Karşı Kadın Dayanışması

25 Kasım, Uluslararası Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele Günü'de yeni sürecin görevleri arasında özel bir yerde durmalıdır. Ailenin, sermayenin, devletin ve erkeğin şiddetine karşı mücadele, kadın dayanışmasının örgütlenmesi sınıf bilinçli kadın ve erkeklerin yaşamında özel bir öneme sahip olmalıdır. Kurumlarımızda ve saflarımızda “eril” davranış ve düşünüşlere karşı eğitimin ve mücadelenin de konusu yapılmalıdır. 25 Kasım'da sokağa çıkmayı, kadına yönelik şiddete karşı haykırmayı, şiddete uğrayan kadınlarla dayanışmayı örgütlemeliyiz. 25 Kasım çalışmasını geniş işçi ve emekçi kadın kitlesine taşıyan bir pratiğin örgütlenmesini başarmalıyız. Bu çalışmayla yeni kadınlarla ilişkilenmeyi ve kazanmayı hedeflemeliyiz. Her bir çalışmada olması gerektiği gibi bu çalışmada da belirlediğimiz hedeflerimiz olmalı.

Kapitalizm Uyuşturarak Yaşar, Uyuşturarak Öldürür

Uyuşturucu ve madde bağımlılığına ve yozlaşmaya karşı mücadele tüm kurumlarımızın, özel olarakta gençlik komisyonlarımızın özel gündemlerinde durmalıdır. Emperyalist kapitalist sistemin ürettiği, bir yaşam tarzı olarak empoze ettiği, uyuşturucu ve madde bağımlılığı, sosyal, siyasal, kültürel yozlaşma saldırısının hedefinde gençlik durmaktadır. En çok gençliği etkisine almakta, onların yaşamlarını karartmaktadır. Geleceğimiz uyuşturulmak istenmektedir. Bir çok Avrupa ülkesinde uyuşturucu kullanımı ve bağımlılık yaratan maddelerin dağıtımı izine bağlanmış, meşruluk zemini yaratılarak, “normal bir şey”miş gibi değerlendirilmesi aşılanıyor, bu bilinç geliştirilmeye çalışılıyor. Genç bedenler göz göre göre zehirleniyor. Günbe gün ölüme gönderiliyor. İnsanlığa en büyük düşmanlık yapılıyor. Kapitalizm bu düşmanlığı bilerek ve kasten geliştiriyor. Kapitalizmin doğasıdır bu.

Bu gençler, dışımızdaki gençler değil. Çok uzağımızda da değiller artık. Yanı başımızda, hergün geçtiğimiz sokağın bir ucunda, okul kapılarında, “eğlence merkezlerinde”ler. Bir çoğu tanıdığımız, bildiğimiz gençler artık. Sayıları az da değil. Onları her yerde gören, duyan, bileniz. Bu durum bizleri her zamankinden daha çok ilgili ve duyarlı kılmalı bu konuda mücadele için. Daha çok görevler çıkartmalıyız kendimize. Bu konuda özel planlar oluşturmalı, özel araçlar geliştirmeliyiz. Konunun uzmanlarını da katarak, aydınlatmaya ve eğitime önem vermeliyiz. Kapitalizmin yaşam tarzı ve kültürüne karşı mücadelenin, anti kapitalist bilincin sorunları olarak görüp değerlendirmeliyiz. Antifaşist saflarda bu konudaki geri, kapitalizmin hastalıklarını ve ürettiği yozluğu meşru gören eğilimlere karşıda ideolojik mücadelenin konusu yapmalıyız. Bu mücadele geleceğimizi kazanma mücadelesidir. Yeni insanı, yeni yaşamı, yeni kültürü yaratma mücadelesinin her anının ve gününün konusudur bu. Önemsemeli ve harekete geçmeliyiz. Unutmayalım, söylemenin en iyi biçimi yapmaktır.

Anti Terör Yasası, Devlet Terörü Yasasıdır: Söz, Eylem ve Örgütlenme Hakkı İçin Ortak Çalışma, Birlikte Mücadele

“Anti Terör yasalarına karşı kampanya” sorununu AvEG-Kon olarak başlı başına gündemimize aldık. Geniş tartışmalar yürüttük. Genel çerçevesini çizdik. 10 Aralık'tan 8 Mayıs'a kadar bir süreci kapsayan ve örgütleyen bir kampanyadır düşünülen. 10 Aralık İnsan Hakları Haftası'nda başlatıp, Faşizmin 8 Mayıs 1945 tarihinde yenildiği, antifaşist büyük zafer günü olan 8 Mayıs'ta sonuçlandırmayı hedeflediğimiz bir kampanya çalışmasıdır planlanan.

Bu dönem açısından esas olarak hazırlıkları yapma olarak belirleyip, gelecek süreçte yürütmeyi öngördük. Ama kapsamlı ve eş zamanlı tüm Avrupa'da birlikte yürütülecek kampanya için tüm gerekli hazırlıkları bu dönemde yapıp çıkartacağız. Sokakta buluşma günleri, örgütlenmiş aydınlatma etkinlikleri, söyleşiler, seminreler, sempozyumlar, konferans ve final yürüyüşü, kullanacağımız araçlar. Tüm bunların plan ve programı hazırlanıyor. Ağustostan başlayarak Aralık'a kadar bunun hazırlıklarına yarılan bir süreç. Bu süreci iyi değerlendirmeliyiz. Bu süreçte örgütlenen tüm eylem ve etkinliklerimiz, tüm çalışmalarımız aynı zamanda bu kampanyanın hazırlanmasına hizmet etmelidir. Bu çalışmayı yalnızca Türkiyeli ve Kürdistanlı güçler olarak değil, aynı zamanda diğer uluslardan göçmen kurumlarıyla ve yerli antifaşist, ilerici, demokratik kurumlarla birlikte yürütmeyi, onların gündemine bunu taşımayı, gerçek bir ortak sorunlarımız üzerinden birleşik mücadeleyi geliştirmeyi amaçlamalıyız. Bu kurumlarla ilişki için hemen her kurum kendi ülkesinde bu kurumlarla iletişime geçmeli, ön görüşmeler yapmalıdır. Sonuçlarını kurumumuza iletmelidir.

Bu kampanya fikrini Avrupa Demokratik Kitle Örgütleri Platformu'na (DEKÖP-A) taşıdık. Birlikte yürütmenin, ortak çalışma ve birlikte mücadelenin sorunları ekseninde örgütlemenin önemi üzerinde durduk. Bu önerimizi DEKÖP-A ilke olarak benimsedi. Bu nedenle 23 Eylül'de kampanya için özel gündemli toplanacak. Gerekli hazırlık ve planlamaya ilişkin son kararı verecek.

Bu kampanya büyük bir kampanyadır. Kapsamlıdır. Büyük enerji ve çaba gerektiriyor. Gerçek anlamda kilitlenme ve yoğunlaşma gerekiyor. Ciddi kampanya deneyleri olan bizler, deneylerimizden öğrenerek, deneylerimizden aldığımız güçle bu çalışmayı yürütmeliyiz.

Zamanın Hızına Bakarak Düşünürken Yorulmayalım

Sonuç olarak, başta da belirttiğimiz gibi pratik olarak gerçekten yoğun olan bir sürece girmiş bulunmaktayız. Zaman, Eylül demeden Ekime akacak kadar hızlı. Hıza bakarak, düşünürken yorulmamalıyız. Yoğunluğu yorgunlukla eşlememeliyiz. Gelecek büyük düşleri olanlar, büyük düşlerde gelecek kuranlar olarak devrimci hayellerimizi kuşanmalıyız. Kısacası yeni bir sürecin yeni hamleleri olarak düşünülüp, planlanması ve devrimci pratiğin sorunları olarak tüm kurumların ve kurumlar bünyesindeki komisyonların, kolektif etkin bireylerin gündemleşmesi gereken bu çalışmaların bütünü, çalışmaların niteliğini geliştiren, örgütlülük düzeyini yükselten bir hedefle yürütüldüğünde sürecin kazanılacağına, başarının yakalanacağına inanmak gerekir. Temel şey inanma ve inandırma gücüdür. Unutulmamalı, inanan inandırır.

 

26 Ağustos 2008

Avrupa Ezilen Göçmenler Konfederasyonu (AvEG-Kon) Resmi Web Sitesi

E mail: info@aveg.org