AvEG-Kon Logo
 

 

1 Eylül'ün Çağrısı ve Barış

 

Dünya işçi sınıfı ve ezilen halkları için 1 Eylül'ün tarihsel ve siyasal olarak ikili anlamı var. Tarih bilinci ve siyasal bilinç bakımandan da iki ayrı anlam ve önem içermektedir. Avrupa işçi sınıfı ve halkları için bu daha önemlidir. Anlam ve önemi daha çok önemsenmelidir. İlki, 1 Eylül, 1939 yılında Hitler-Alman faşizminin Polonya'ya saldırarak, işgal etmesi ve ikinci emperyalist paylaşım savaşını başlattığı tarih olarak önemli. Tarihsel anlamı burada gizlidir. Siyasal anlamı da keza, ikinci emperyalist savaşla birlikte, dünya pazarlarının yeniden paylaşımı uğruna, dünyanın sosyalist anavatanı Sovyetler Birliği'nin gelişimini, dünya işçi sınıfı ve ezilen halklara sosyalizm için ilham kaynağı olma örnekliğini yok etme amacıyla 26 milyonu Sovyet vatandaşı olmak üzere 56 Milyon insanın kıyımına yol açan oluşudur. Emperyalistlerin, insanlık düşmanı faşizmin kendi çıkarları için dünyayı kana bulamaktan, savaşla halkları kıyımdan geçirmekten geri durmayacağıdır. Siyasal anlamı bu nedenle önemlidir.

İkincisi ise, 1 Eylül'ün, 1946 yılında ikinci emperyalist savaşta, büyük antifaşist direnişte en çok vatandaşını yitiren Sovyetler Birliği'nin büyük çabasıyla, savaşın izlerini ve halkları kıyıma uğratan sonuçlarını unutturmayarak, Sosyalizmin kalesine düşmanlığın karşısında, halkların barışını ve savaşa karşı barış hareketini güçlendirmek, emperyalist saldırganlığı geriletmek amacıyla “Dünya Barış Günü” ilan edilmesidir. Sosyalizm güçleri bu savaştan güçlenerek çıkmışlardır. Sosyalizmin prestiji artmıştır. Dünyanın üçte birinde devrim ve sosyalizmin bayrağı dalgalanmakta, devrim ve sosyalizmin kazanımları dünya işçi sınıfı ve ezilen halklara güven vermiştir. Bu yanıyla özellikle koyu bir siyasal gericilik olan faşizmin savaşı başlattığı günün, faşizm ve onu var eden emperyalizmin yenilgisinin temsili olan bu günün seçilmesi tarihsel olarak bu nedenle anlamlı ve önemlidir. Siyasal anlam ve önemi de barış mücadelesinin esas olarak işçi sınıfı ve ezilen halkların öznesi olması, ona sahip çıkması, savaşın neden ve sonuçlarına karşı mücadele görevlerini yakıcı bir şekilde her yıl gündemleştirmesi, buradan bir bilinç geliştirmesi, barış konusundaki gerici yanılsamalara karşısında durmasındadır.

Bir tarih, iki farklı tarihsel ve siyasal neden ve koşullar, bilince çıkartılması gereken, anlaşılması gereken iki ayrı ama birbirni bütünleyen anlam ve önemi içermesi ve temsil etmesi bakımından, 1 Eylül, önemsenmelidir. Bu nedenle 1 Eylül, 1946 yılında Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilmesine karşın, emperyalist-kapitalist devletler, uluslararası sermaye güçleri esas olarak bu güne sahip çıkmazlar. Demeçlerle, meclis kürsülerinden konuşmalarla, bazen de “bir günlüğüne” silahları susturup, halkların öldürülmesine, ara vermelerine ilişkin “temenni”lerde bulunurlar. Onlar bu kadar iki yüzlüdürler. Vahşetlerini halklara “barış sosu”na batırarak tatırmakta tereddüt etmezler.

Bugün dünyanın bir çok bölge ve ülkesinde emperyalistler kendi çıkarları için savaş ve işgaller sürdürmekte, halkları birbirine kışkırtıp kırdırmaktadırlar. Dünyanın bir çok bölge ve ülkesi 1 Eylül'ü vahşi çıkarlar uğruna yaratılan kan gölü içinde karşıladı. Bu vahşi çıkarlar uğruna barbarlıklarını sadece insanlık ailesine değil, insanlık ailesinin üzerinde yaşadığı doğayıda tahir ederek, doğanın ekolojik dengesini altüst ederek yaşatmaktadırlar. Üstelik “barış” adına atılan bombalarla, atom, nükleer denemelerle. Yer yüzü yetmedi, uzaya da askeri savaş üsleri kurmaktalar bu amaçla.

Ruanda'da soykırımsal işgal, Somali'nin sonuçları, Balkanlar'da NATO'nun işkence ve katliamları, Afganistan, Irak işgali, Lübnan kışkırtması, Darfor krizi ve halklara yaşatılanlar, Kafkaslar'da yaşanan yayılmacı, nüfuz alanlarını genişletme ve etki güçlerini arttırma amaçlı savaş ve işgal gerçeği işçi sınıfı ve emekçilere, ezilen halklara bir temel şeyi söylüyor: emperyalistler, kendi yayılmacı emelleriyle, hegemonya kurmak, dünyanın zenginliklerini denetimlerinde tutmak, sömürü alanlarını genişletmek için girişimlerine barış, özgürlük, demokrasi operasyonu adlarını vermekteler. Vahşetlerinin adı senin gerçek özlemlerin. Onlar senin özlemlerin üzerinden vahşi çıkarlarını vahşetle gerçekleştiriyorlar. İşgal için gönderdikleri, ölümleriyle senin irkildiğin ama onların yenilerini gönderme ve sayılarını arttırma kararlarının başka bir anlamı yok. Bu nedenle barışın güvencesi sensin. Senin kurtuluşunu sağlayacak olan sosyalizmdir. Barış için mücadele, emekle sermaye arasındaki mücadelenin, sosyalizm mücadelesinin bir parçasıdır.

Bugün Kafkaslar'daki sorun, Gürcistan'ın Osetya'yı işgali, Rusya'nın Gürcistan'a misilleme işgali, Avrupa'yı yeni bir savaş ve işgal konseptinin içine sokmaktadır. Kafkasya'daki gerilim Avrupa'ya taşınıyor. Bir çok Avrupa ülkesinde yeni Füze Kalkanı yerleştirme girişimleri, Polonya örneğinde olduğu doğrudan hedef durumuna getiriyor. Avrupa emperyalistleri ABD ekseninde pastadan pay kapma peşinde. Dönem sözcüsü Sarkozy'nin, ardından Merkel'in Kafkaslar'daki taraflarla görüşme ziyaretlerinin bununla bağı var. Kosova'nın “bağımsızlığı”nı tanıyan Avrupa, kendi denetimi ve egemenliği sınırları dışında kaldığı için Osetya ve Abazha'nın bağımsızlığına karşı çıkıyor. Tam bir iki yüzlülük örneği.

Bu durum başlı başına emperyalist savaş ve işgallere karşı mücadeleyi güncel kılıyor. Bu mücadeleyi büyütme gibi görevler daha bir yakıcı hale geliyor. Barış için mücadele, barış hareketinin güçlendirilmesi güncel ve yakıcı olarak genel sınıf mücadelesinin Avrupa'da da gündemi.

Barış sorunu genel sınıf mücadelesinin bir sorunudur. Barış için mücadele savaşın ve sömürünün kaynağına karşı mücadeledir. Savaşın kaynağı emperyalizmdir. Sınıflı toplum gerçeğidir. Bugün sömürünün varlık nedeni emperyalist kapitalist sistemdir. İşçi sınıfının ve emekçi yığınların emek sömürüsü, yarattıkları değerlerin gasbedilmesidir. Egemen sınıfların emeğin ürettiklerine el koyma eylemdir. Dünya zenginliğini egemen güçlerin paylaşma kavgası, yeni sömürü alanlarına sahip olma, yağma ve talan etme eylemine karşı mücadele içeriğini taşır barış mücadelesi. Barış bu anlamda sistem içi bir sorun değildir. Bu nedenle savaşsız ve sömürüsüz bir dünya kurma mücadelesi ancak barışı getirir, halkların kardeşliğini ve birlikte yaşama güvencesi getirir. Buradan olarak işiçi sınıfı ve ezilen halkların verdiği emperyalist savaş ve işgallere karşı mücadele meşrudur, haklıdır. 1 Eylül'ün tarihsel ve siyasal anlamıda budur.

 

10 Eylül 2008

Avrupa Ezilen Göçmenler Konfederasyonu (AvEG-Kon) Resmi Web Sitesi

E mail: info@aveg.org