AvEG-Kon Logo
 

 

O Gün Köln'de Olmak Vardı !

 

Almanya'da 19-20 Eylül tarihi antifaşist mücadele açısından bir dönüm noktası, bir önemli eşik olarak tarihsel ve siyasal bakımdan önemli ders ve deneylere tanıklık etti. Bir çok yönleriyle ele alıp sunduğu yeni olanakları değerlendirmek ve görevler belirlemek bakımından önemli bir tarih olarak antifaşist mücadelenin tarihsel kayıtlarına geçti.

Köln'de “Pro Köln” adlı ırkçı, faşist bir inisiyatif önderliğinde “anti islamcı konferans” adında uluslararası ırkçı, faşist bir konferans örgütlenmeye çalışıldı. Konferansla, dünyanın bir çok ülkesinden bilinen ve öne çıkan ırkçı, faşist parti ve örgütleri, bunların temsilcilerini buluşturmayı hedeflediler. Bu buluşmayla birlikte de, kendi uluslararası eylem ve etkinliklerinin koordinesini yapmak, planlarını oluşturmak ve bir gövde gösterisine dönüştürerek, uluslararası düzeyde meşrulaşmalarını sağlamak, kendi örgütlenme ve propaganda çalışmalarında yeni alanlar açmak amaçlandı. Hedefinde ise, Türk devletininde Konsoloslukları aracılığıyla doğrudan desteklediği, Türkiye'de uyguladığı ve kışkırttığı ırkçılığı, ezen ulus milliyetçiliğini Avrupa'ya taşıdığı DİTİB türü camiler yanında, kimi Türkiye'li dini gerici, ırkçı, faşist güçlerinde kendi örgütlenmelerinin, propaganda amaçlarının aracı olarak kullandıkları Camilerin yapılmasını bahane ederek, başta müslüman göçmenler olmak üzere tüm göçmenlerin olduğu bir konferanstı “anti islamcı konferans”.

Uluslararası ırkçı konferansın hedefinde her ne kadar göçmenlermiş gibi görünse de, esas olarak ırkçılık, ayrımcılık ve faşizm karşıtı tüm toplumsal güçler, her ulustan işçi ve emekçiler var. Bu gerçeği perdelemek için her zaman sermaye ve ırkçı, faşist parti ve örgütler göçmenleri öne çıkartıyor, hedefte tutuyor. Bunu da kasıtlı ve amaçlı olarak, işçi sınıfı ve emekçi milyonları etnik, dinsel ve tensel farklılıklarına göre ayrıştırarak, sınıfın gücünü ve mücadele hedeflerini bölmek ve saptırmak için yaptıkları aşikar.

Yerlisiyle, göçmeniyle, tüm ilerici, antifaşist güçler, devrimci, komünistler, konferansın amaç ve hedefini doğru anladılar, mesajını yerinde algıladılar ve kendilerini buna göre konumlandırdılar. Yerinde ve yerelinde, zamanında refleks gösterdiler. Değişik demokratik, ilerici, politik örgütlü güçlerden geniş, oldukça kapsayıcı ve birleştirici bir platform oluşturdular. Hangi hattan yürüneceği, nelerin yapılacağı, hangi güç ve olanakla sürecin örgütleneceği üzerinde tam bir “mimarlık ve mühendislik” çalışması yaptılar. Harekete böylece geçtiler. Yalpalayan, geri düşen, ürkek davranan, hala tartışmakla vakit geçiren, son anda farkına varanlarla durup beklemeden, meşgul olmadan yol aldılar. Irkçılık, ayrımcılık, faşizm karşıtı tüm toplumsal kesimleri ve güçlerini birleştirmeyi, duyarlılığı örgütlü ve eylemli kılarak, konferansı mutlak bir şekilde engellemek, Köln'ü faşistlere dar etmek, dağıtmak, geçit vermemek gibi amaç ve kafa açıklığına sahiptiler.

Köln'de mahkeme tüm itirazlara karşın konferansın yapılmasına “izin” verdi. Polis, mahkemeden aldığı güçle, her sorulduğunda “konferansın yapılmasının önünde engel yok” açıklamalarını tekrarlayıp durdu. Irkçılık ve faşizm karşıtı güçlerin açıklamalarını, hazırlıklarını, kitlelerin örgütlenen öfkesini hiçe sayarcasına, hatta birazda “aba altından sopa gösterircesine” bunu yaptılar. Kitlelere “gözdağı” amacını taşıyordu ba tür açıklamalar. 19 Eylül'e gelindiğinde tam bir irade savaşına dönüştü artık. Hangi irade kazanacak sorusu hep dikkatlerde oldu. Gerçekten de bu bir irade savaşıydı. Yargının, yasanın, polisin gücünü arkasına alan ırkçı, faşist güçlerin konferans iradesi ile, bunu engelleyecek, ırkçılığa ve faşizme geçit vermeyecek kitlelerin iradesi.

“Bunun için her anı ve olanağı, her tür mücadele biçim ve aracını değerlendirme” görüş açısıya hareket ettiler. Irkçı faşistlere günleri gösterilecek, anladıkları dilden yanıt verilecekti. Aylar öncesinden hazırlıklara girişilerek, yoğunluklu bir çalışmanın sonucu olarak, basitten karmaşığa, küçükten büyüğe doğru her bir çalışmayı, eylemi birbirinin üstüne koyarak daha ileri hamlelerin basamağı yaptılar. İşte 19-20 Eylül'e böyle gelindi. 19-20 Eylül böyle kazanıldı. Uzun yıllar sonra antifaşist hareket ırkçılığa ve faşizme karşı mücadele de önemli bir zafer kazandı. Bu zafer lokal değil, sadece Almanya içinde değil, genel olarak tüm Avrupa'da yükselen ırkçılığa, faşizme karşı mücadele mevzisi, direniş deneyimi olarakta önemli. Protestoculuktan kopuşu ifade ediyor. Sadece ırkçı, faşist konferansa değil, protestoculuğa da “No Pasaran!” dediler. İrade savaşını sokakta, barikatlarda kitlelerin gücü, iradesi kazandı. Bu nedenle yeni bir yol açtı.

Almanya işçi ve emekçileri, ilerici, antifaşist güçleri, devrimci parti ve örgütler, AvEG-Kon üyesi AGİF gibi demokratik göçmen kurumları, uluslararası ırkçı, faşist konferansa ev sahipliği yapmak isteyen sermayenin, yargının, yasanın utancını paylaşmadı, suça ortak olmadı. Yine Köln halkı bu utanca ortak olmadı, eylemiyle bu suçu yargıladı, antifaşist barikatlara el verdi. “Faşizm bir daha asla!” dediler.

Irkçı faşistleri Taksiciler taksilerine almadı, Oteller yer vermedi, lokantalar yemek vermedi, kapılarını açmadı, birahaneler, kiosklar içecek vermedi, işçi ve emekçiler sokaklarında yürütmedi, alanlara koymadı, “Neonazilere geçit yok, içecek yok, yolculuk yok, yer yok!” dövizleri astılar kapılarında, panolarında, camlarında.

Antifaşist mücadelenin sorunları ve görevleri bakımından çok yönlü olarak 19-20 Eylül'ün derslerini iyi kavramak, deneylerinden öğrenmek, eğitimin konusu olarak gündemleştirmek gerekir.

Gençlik bu mücadelede, Köln barikatında önemli rol oynadı. Eylemden eyleme, barikattan barikata koştu adeta. En önde oldu her “çarpışma” anının.

“Anti islamcı konferans”ı engelleme pratiğinin her alanında islamcı güçler silik kaldı. Etkisizdiler, “çarpışma” büyüdükçe, yaygınlaştıkça daha da etkisizleştiler, bir koldan yürümenin dışına çıkmadılar. Bu nedenle tüm burjuva medya bile “sol camiye sahip çıktı” olarak verdi. İslamcıların “demokratlığı” caminin eşiğine kadar, “demokratlığı kendine” cinsinden olduğunu hayat bir kez daha doğruladı.

Yerinde ve zamanında refleksin, iyi bir hazırlığın, “mimar ve mühendislik” çalışmasının başarının güvencesi olduğuna pratik bir ders oldu.

Kitlelerin gücünün yasadan ve yargıdan da güçlü olduğunu gösterdi.

Kitlelerin örgütlenmiş şiddetinin tüm engelleri aşacak yegane güç olduğunu bir kez daha bilince çıkarttı.

Kitlelere güveni tazeledi. Antifaşist saflarda geniş kitlelere karşı var olan ciddi güvensizlik eğilimlerini, devrimci saflarda var olan güven eksikliğini aşmasının bir göstergesi oldu.

Tüm toplumsal muhalif kesimlerin birliğinin önemli bir gücü açığa çıkartacağını, güçlü enerji yaratacağını bir kez daha kanıtladı.

Her an ve olanağı amaç ve hedefe bağlı olarak değerlendirmenin, bu amaç ve hedef doğrultusunda uygun olan her tür mücadele biçim ve aracını kullanma ustalığını göstermenin gelecek için daha somut bir ihtiyaç olduğunu kavratan bir ışık oldu.

Gelişen/geliştirilen ırkçı faşist saldırılara karşı mücadelenin giderek sertleştiğini, buna denk düşen örgüt ve mücadele biçim ve araçlarını geliştirmek gerektiği konusunda irade ve kararlılıkta olma görevinin yakıcılığını hissettirdi.

Barikatın önemi, ırkçılığa ve faşizme karşı her yeri eylem alanına dönüştürmenin, büyük bir kenti kuşatmanın, zaptetmenin gelecek açısından provası olarakta, meşruluğu geliştirdi. Almanya işçi sınıfının ve emekçilerinin tarihinde “Hamburg barikatları” vardı, uzun yıllar sonra “Köln barikatları” da bu tarihe kayıt düştü. Irkçılığa ve faşizme karşı mücadele bakımından “her yer Köln” olmalı örnekliği yön vermeli artık. İşte bunun için tarihsel olduğu kadar siyasal anlamı ve önemi de olan görkemli bir direniş, görkemli bir zafer.

Köln Emniyet Müdürü “Köln halkının güvenliği herşeyin üstünde” diyerek, can güvenliğini koruyamaycakları için ırkçı konferansı son anda “yasakladı”. Bu Köln'deki antifaşist gösteriye gölge düşürmeyi içerdiği gibi, kitlelerin anti faşist öfkesinin Köln'ü kuşatan iradesini de boşa çıkartma amaçlıdır. Keza Belediye Başkanı bu konferansa karşı olduğunu, ancak, “yasaların hükmünü yerine getirmek durumunda olduklarını” ifade ederek, yasaların gücünü öne çıkartmak bir yana, ırkçılığın, faşizmin bir “suç” olarak görülmesini de bulanıklaştırıyor. Almanya Meclis Başkanı, “demokrasimiz, yalnızca siyasetçiler ile polis ve adalet yetkilileleri tarafından değil, vatandaşlar tarafından da sahiplenip savunulmalı” demek zorunda kalıyor. Mensubu olduğu partinin iktidarı altında olan Berlin'in Brandenburg Kapısı'nda aynı ırkçı faşist güçlerin gösterilerine karşı yasalarına sığınarak izin vermelerini ve bunu engelleyen antifaşistleri her defasında polis zoruyla kovmak istediklerini unutuyor. Popülizm yapıyor. Kuşkusuz Almanya ve Köln halkı bunu unutmayacak.

Meclis Başkanı'ndan Belediye Başkanı'na, burjuva basına kadar, tüm bunları söyleyene değil, söyletene bakmak gerekir. Irkçılığa ve faşizme karşı kitlelerin gücü, kitlelerin örgütlenmiş öfke şiddeti, devrimci yaratıcılığı ve engelleme başarısıdır onlara söyleten. Köln örnekliği, kimi burjuva temsilcileri, liberalleri söylettiği gibi, aynı zamanda Antifaşist güçlere, işçi ve emekçilere güç verdi, moral verdi, geleceğe olan umutlarını büyüttü. Buradan neoliberal saldırılara, “anti terör” yasalarına karşı mücadeleyi fitillemek gerekir şimdi. Irkçılığı ve faşizmi meşrulaştıran, onların gelişimini güçlendiren, neoliberal politikalar ve “anit terör” yasalarıdır.

Almanya dahil, bugün bir çok ülke ve şehirde antifaşistler Neonazilere, ırkçı ve faşist güçlere karşı mücadele ettikleri, onların sokaklara, alanlara çıkmasını engelleme eylem ve etkinliklerinden ötürü yargılanıyor oluşları, kimilerinin değişik cezalar almaları, kimilerinin zindanlarda tutulmalarına karşı da Köln deney ve dersleriyle sahip çıkmak, ırkçılığa ve faşizme karşı mücadelenin, direnişin haklılığını ve meşruluğunu, faşizme karşı dövüşmenin “suç” olmadığını bayraklaştırmak gerekir. Stuttgart'ta antifaşist güçler “faşizme karşı mücadele meşrudur, suç değildir, cezalandırılamaz!” içerikli bir kampanya yürütüyorlar. AGİF'inde desteklediği kampanya, Stuttgart'ta ırkçı, faşistlere karşı mücadele ettikleri, bu nedenle Neonazileri dövdükleri için yargılanan 7 antifaşisti sahiplenmeyi de içeriyor. Stuttgart'ta Asliye Hukuk Mahkemesi 7 antifaşist genci, yaklaşqık iki yıl önce Neonazileri dövdükleri gerekçesiyle hapis cezasına çarptırdı.

Antifaşist gençleri Mahkeme'de yalnız bırakmayan, onlarla dayanışma için duruşmayı izleyen ilerici, devrimcileri “faşizmi lanetleyen” slogan attıkları gerekçesiyle mahkemeye giriş yasağı, para cezası gibi cezalar verildi. Köln direnişinin kazanımları ve dersleriyle, bu kampanyayı güçlendirmek ve yaygınlaştırmak ırkçılığa ve faşizme karşı mücadele bakımından önemli bir yerde duruyor.

İlgi çekici bir durum olarak kaydetmekte yarar var. Köln'de yargı, yasalara sığınarak ırkçı, faşist “anti islamcı” konferansa izin veriyor. Tüm itirazlara karşın “bir hak” olarak görüyor ve izin veriyor. Aynı yargı bu kez Stuttgart'ta tecelli ediyor, neo nazilere karşı mücadele eden 7 genç yasalardan alınan güçle cezalandırılıyor. Sadece yargılanan gençler cezalandırılmıyor, yargılanan gençler şahsında antifaşist mücadelede yargılanan gençlerle dayanışma içinde olan, onları yalnız bırakmayarak, mahkeme duruşmalarını izleyen dayanışmacılarda “suç üstü” yapılarak, hemen o anda, aynı mahkeme tarafından cezalandırılıyor. Daha duruşma başlamadan Mahkeme Hakimi mahkemeyi izlemeye gelenlere “devrimci tutsaklara özgürlük!” sloganı attıkları için “mahkemeye saygısızlık etmekten size para yada hapis cezası veririm” diyerek tehdit ediyor ve sonunda cezayı basıyor. Hemde Köln'deki antifaşist direnişin Meclis Başkanı'ndan Beldediye Başkanı'na dek övgü ile karşılanmasının hemen ardından. 22 Eylül günü. Hani anayasalarında “faşizm bir düşünce değil, insanlık suçu”ydu? İnsanlık suçunu işleyenlere karşı mücadele verenlere kesilen cezalar peki ne? Bu da bujuvazinin ve burjuva hukukunun iki yüzlülüğü işte. Görüleceği gibi yargı ve yasaların gücü ırkçı, faşist güçlere arka duruyor, onlara yeni alan, yeni kanal açıyor. Köln'de antifaşist mücadeleye övgü, Stuttgart'ta bu mücadeleyi verenlere “ceza” hak görülüyor.

Almanya Meclis Başkanı, faşizm karşıtı tüm toplumsal kesimlerin, Köln halkının başarısının üzerinden “vatandaşlar sokaklarında, meydanlarında, kentlerinde aşırı sağın gövde gösterisine tepki veriyorlar, Köln halkı bunu başardı. ... Köln vatandaşlarının bir kısmı, kentlerini, Avrupa'nın değişik ülkelerinden gelen aşırı sağcılara karşı korumak istemiştir” demektedir. Evet, antifaşistlerde Stuttgart'ta olduğu gibi, her yerde sokaklarını, yaşam alanlarını, demokrasinin düşmanı, ırkçı, faşist güçlere karşı korumak için dövüşüyorlar. Onları bu bilinç ve kararlılıkla savunmak ve sahiplenmek gerekir. Antifaşist mücadelenin görevleri bunu da içermelidir. Bu doğrultuda çalışmalar örgütlenmesi gibi görevler çıkartmalıyız bugün.

Irkçılığa, ayrımcılığa ve faşizme karşı mücadele bakımından, artık hiç bir şey antifaşist mücadelenin geldiği bu düzeyin gerisine düşmemeli/düşürmemeli. “O gün Köln'de olmak vardı!” hem bir duygu, hem bir istek. Bundan böyle bu duygu ve istek “her yer Köln olmalı”nın çağrısına ve eylemine dönüşmeli. Köln'nün gösterdiği yoldan yürüme, verdiği dersten okuma, deneyiminden öğrenme zamanı.

07 Ekim 2008

 

Avrupa Ezilen Göçmenler Konfederasyonu (AvEG-Kon) Resmi Web Sitesi

E mail: info@aveg.org